Kadının Adı Yok: Duygu Asena ve Türk Edebiyatının Unutulmaz Kadın Sesi


Kadının Adı Yok kitabı — Duygu Asena

Nisan ayında kitap kulübümüzde Kadının Adı Yok‘u okuduk. Hem çok sevdik hem de yer yer sorular sorduk, tartıştık bu ikisinin bir arada olması bence iyi bir kitabın işareti.

Toplantıdan çıkarken aklımda kalan şey şuydu: bu kitap 1987’de yazılmış ama bazı sayfalar sanki dün yazılmış gibi hissettiriyor. Kimi zaman da tam tersi dönemin izlerini çok net görüyorsunuz. Bu gerilim, kitabı ilginç kılan şeylerden biri.

Yazıya başlamadan önce şunu söylemeliyim: Kadının Adı Yok hakkında yazmak, Duygu Asena hakkında yazmadan mümkün değil. Çünkü bu roman onun sadece bir eseri değil, bir duruşu.


Duygu Asena Kimdir?

Duygu Asena, 1946’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde pedagoji okudu, bir süre pedagog olarak çalıştı ama onu asıl şekillendiren yer gazeteciliğin içiydi. 1972’de Hürriyet’in Kelebek ekiyle başlayan bu yolculuk, onu sonunda Türkiye’nin en ses getiren kadın seslerinden biri yaptı.

Ama asıl dönüm noktası, 1978’de Kadınca dergisinin başına geçmesiydi.


Kadınca Dergisi: “Satmaz” Dediler, 90 Bine Çıktı

Kadınca, başlangıçta sıradan bir kadın dergisiydi moda, elbise patronları, yemek tarifleri. Asena geldiğinde tiraj 17 bin civarındaydı. O bu tabloyu değiştirmek istedi: kürtaj, kadına şiddet, cinsellik, çalışan kadının hakları. Patronu Ercan Arıklı karşı çıktı. Asena’nın kendi ifadesiyle: “Kadın özgürlüğü falan, ciddi şeyler bunlar, Batı’da az satar, burada hiç tutmaz” dedi.

Asena ısrar etti. Ve kazandı.

Tiraj hızla 50 bine, ardından 90 bine çıktı. Ama ilginç olan sadece rakamlar değildi Asena daha sonra anlattı: birçok evde Kadınca yasaklanmıştı. Babalar kızlarına, abiler kız kardeşlerine, kocalar eşlerine yasak koymuştu dergiye. Yasal bir yayın, Anadolu’da siyasi bir tehdit gibi muamele görüyordu.

Bu tablo, Kadının Adı Yok‘u anlamak için çok önemli bir bağlam. Asena’nın roman yazmaya karar verdiği an da tam bu dönemdi: Kadınca’da yazmak isteyip sığdıramadığı her şeyi, bir roman çatısı altında topladı.


Kadının Adı Yok Nasıl Yayımlandı?

Kadının Adı Yok 1987’de çıktı ve bir yıl içinde 40 baskı yaptı. Türkiye’de daha önce görülmemiş bir rakam. Ardından 1988’de Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu kitabı “muzır” buldu ve satışı yasaklandı. Asena dava açtı, iki yıl süren hukuki mücadelede kitabı aklandı. Yeni baskılar çıktı, 53. baskıya ulaştı. Almanya, Hollanda ve Yunanistan’da çevrildi; Yunanistan’da çok satanlar listesine girdi.

Asena’ya “Toplumun ar ve haya duygularını incitmekle suçlanıyorsunuz, ne düşünüyorsunuz?” diye sorulduğunda şöyle yanıtladı: “Benim ar ve haya duygularım müstehcen resimlere bakınca değil, erkeklerin kadınları dövdüklerini duyduğumda inciniyor.”

Bu cümle, romanın ruhunu da özetliyor.


Kadının Adı Yok: Roman Ne Anlatıyor?

Roman, adı verilmeyen bir kadının iç dünyasını takip ediyor. Çocukluğundan başlıyor babanın otoritesi, memeleri çıkmaya başlayınca duvarlar içine hapsedilme hissi, oğlanlarla konuştuğu için azarlanan kızlar. Sonra gençlik, ilk aşklar, üniversite, evlilik. Ve evliliğin içindeki o derin yalnızlık.

Karakter eğitimli, orta sınıf, toplumun beklentilerini karşılayan biri. İyi bir evliliği var, çocukları var. Ama bir yerde şunu fark ediyor: sevildiği için mi evlendi, yoksa evlenmesi gerektiği için mi? Bedenini gerçekten sahipleniyor mu? Kocası ona “bacaklarını başkasının görmesini istemiyorum” diyor ve kadın bunu şefkat sanıyor, sonra duraksıyor.

Kitap boyunca bu küçük duraksama anları birikiyor. Cinsel isteksizlik, bastırılmış arzular, anneliğin getirdiği görünmezlik, bir kadının kendi zevklerini bile kendine itiraf etmekte zorlanması bunların hepsi romanda adı konulan şeyler olarak çıkıyor karşımıza.

Asena’nın karakterine ad vermemesi de bilinçli bir tercih: “Kadınları toplumda tanımlayan şey adı olmadı; anne, kız kardeş, eş gibi roller oldu” diyordu. Bu bir kişinin hikâyesi değil, kolektif bir kadın deneyimi.


Kitabın En Vurucu Yeri

Romanın beni en çok etkileyen tarafı şu: karakterin en büyük çatışması dışarıdan gelmiyor. Kocasıyla değil, toplumla da değil esas olarak kendiyle yaşıyor bu çatışmayı. Kendi arzularını tanımak, onlara isim koymak, onları hak ettiğine inanmak… Bunlar romanda gerçek bir mücadele olarak işleniyor.

Ve bu mücadele çok tanıdık. Kaç kadın kendi ihtiyaçlarını sürekli erteliyor, küçümsüyor ya da tamamen görünmez kılıyor? Kitap bunu çok açık bir şekilde ortaya koyuyor — ve bu açıklık 1987’de devrimci bir şeydi.


Kulübümüzde Neler Konuştuk?

Kitabı okurken hem bağlandığımız hem de duraksadığımız anlar oldu. Bazı sayfalar çok güçlüydü — özellikle karakterin kendi arzularıyla yüzleştiği bölümler. Ama bazı yerlerde de üyelerimiz soru işaretleriyle geldi toplantıya.

Herkes kitabı farklı bir yerden okumuş kimi için daha kişisel, kimi için daha “tarihsel” bir metin oldu. Bazı bölümlerde görüşler ayrıldı, bazı sorulara tek bir cevap bulamadık. Ama bu ayrılıklar tartışmayı daha da zenginleştirdi. Sonunda hepimizin hemfikir olduğu bir şey vardı: Kadının Adı Yok sizi bir şekilde etkiliyor. Okuduğunuzda kayıtsız kalmak zor.

Bu tartışma bence kitabın en değerli hediyesiydi. Kadının Adı Yok üzerine konuşmak, kısa sürede kendi hayatımız üzerine konuşmaya dönüştü. Bir roman bunu yapabiliyorsa, işini fazlasıyla yapmış demektir.


Kadın Yazarlar ve Neden Onları Okumaya Devam Etmeliyiz?

Bir Bölüm Daha olarak her ay yalnızca kadın yazarların eserlerini okumayı seçiyoruz. Bu bir tesadüf değil tarihin büyük bölümünde kadın yazarlar ya görünmez kılındı ya da erkek takma adlarıyla yayımlamak zorunda bırakıldı. Biz bu sesleri merkezine almak istiyoruz.

Duygu Asena tam da bu yüzden önemli. Kadının Adı Yok mükemmel bir roman olmayabilir ama kendi döneminde sesini yükseltmiş, evlerde yasaklanan, dava açılan, sonunda aklanıp 53 baskıya ulaşan bir kitap. Ve bu, küçük bir şey değil.

Kadın yazarlar üzerine daha fazla okumak istiyorsanız, okunması gereken 10 kadın yazar listemize de göz atabilirsiniz.


Bir Bölüm Daha, her ay yalnızca kadın yazarların eserlerini okuyan bir kitap kulübü. Bize katılmak ister misiniz? Instagram’da @bbdkitapkulubu adresinden bizi bulabilirsiniz.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *